İnanç

İnançlarımız hayatımızı şekillendirmede en önemli etkiye sahiptir. Sahip olduğumuz inançlarımız tamamen bize özgü olup, bir başkası için hiçbir anlam yada değere sahip değildir. İnanç ne üzerine kurulu olursa olsun, o şeyin tarafımızdan kesin bir sonucu olduğunu gösterir. Hatta bu sonuçları göremiyor olsak dahi o sonuçlar elde edilecekmiş gibi kesinlik içeren duygular üretir ve hayatımız için bu kesinlik her zaman doğru olur. İnandığımız şeyin sonunda, farklı bir sonuç elde etmişsek yani hayal kırıklığı yaşamışsak, inancımızın tam olmadığı ve şüphenin de içimizde yer aldığını söyleyebiliriz.

Bu denli önemli ve hassas olan inanç konusunda, kendi inançlarımızın farkına varma hususunda yetersiz bir gayret içerisindeyiz. Neye inandığımızı veya neye inanmakta olduğumuzu hiç sorgulamıyor ve üzerinde olumlu değişiklikler yapmaya çaba sarf etmiyoruz. Kiralık inanç sistemi ile yaşıyor (yani başkalarından edindiğimiz inançlar) ve ona göre hareket ediyoruz. Elde ettiğimiz sonuç inancımızı destekler nitelikte olduğu için doğru inanca sahip olduğumuz yanılgısına düşünüyoruz.

Oysa ki hangi durum için geçerli olursa olsun, beslediğimiz inanç zaten hayatımız için doğru olmak zorunda. Bu yaşadığımız dünyanın değişmez kurallarından birisi ve yaşadığımız dünyanın evrensel yasası olarak karşımıza çıkmakta.

Her neye inanıyorsan o senin için ama sadece senin için doğrudur.

Kadercilik, nazar, kısmet gibi kavramlar eğer inanıyorsanız doğrudurlar ve hayatınızda bunların etkilerini yaşayarak kendi inancınızı doğrulamış olursunuz. Tüm bunlar sizin için doğrudurlar ama bir başkasının inanç sistemi bunları desteklemiyorsa yani inanç duymuyorsa, o kişi için bunlar boş kavramlar olmak zorunda ve hayatında bu kavramları destekler nitelikte gelişmelerle asla karşılaşmazlar.

Nazar vardır, evet kesinlikle vardır ama sadece nazara inananlar için vardır. Bizler bu dünyaya kendi hür irademizle kendi yaşamımızı deneyimlemeye geldik. Deneyimleyeceğimiz şeyleri seçme hakkına sahip özgür varlıklarız. Dilediğimizi seçip olabiliriz, dilediğimiz şehirde yaşayabiliriz. Bizim için önceden oluşturulmuş kader yazgısı diye bir şey yoktur. Kaderimizi yaşadıkça biz yazarız. Hayatımızdaki seçimler konusunda, özgür irademizle seçimlerde bulunuruz ve hayatımızın seyrini dilediğimiz yöne doğru gitmesini sağlarız. Kısmet de kısmetsizlik de bizim tutum ve davranışlarımızın birer sonuçlarıdır. Eğer tutum ve davranışlarımız değişirse, aldığımız sonuçlarda değişecektir.

Diğer bilinçli yaşam konularımıza göz atmak için lütfen tıklayınız.

Paylaşım